
Yorucu bir geçenin sabahıydı telefon hiç istemediği kadar çınlarcasına çalarak kulağını kemirir hale geldiğinde gözlerini açtı. Telefonun ucundaki uzun zamandır sesini duymadığı eski iş arkadaşıydi. Münasebetsiz telefonların kulağındaki çınlamasına antipatisini bilmezmiş gibi, bundan haz almış bir ses tonuyla sohbet etmeye başladı. Şu koca plazalardan birinin sahibine danışmanlık verirken tanışmıştı onla. Anlaşılan askerlikten kaçmak için katlanıyordu yurt dışındaki işine. Tabi yine bilişim sektörü ile ilgiliydi işi. Kısa bir sohbetten sonra çok sevdiği ve saygı duyduğu bir "abisinin" sıkıntısı olduğundan bahsetti. Bilgi güvenliği ile ilgili danışmanlık almak istediklerinden dem vurdu. Bu diyaloğun altında yatan nedenleri bilmesine rağmen ses çıkartmadı. Adamın ne kadar zengin, güçlü, cömert olduğundan bahsediyordu telefondaki ses. Bunları çok duymuştu. Pek dikkate almadı. Ne de olsa sürekli zengin insanlar egoistçe daha fazla kazanmak ve kazandıklarıyla daha çok hükmetmek istekleri için bol sıfırlı tekliflerle kapısını aşındırıyordu.
Artık bu istekleri reddetmekten ayrı bir keyif aldığından ötürü, en azından duymak istiyordu teklifi. Neyseki otokontrol mekanizması gelişmişti. "Acaba hangisi daha daha çok yükseltecek" diye teklif edilen rakamları kafasında sıraya koyuyordu adeta bir oyun gibi. Hem belki de saçma sapan bir iş değildi istenecek olan. Bunu öğrenmenin tek yolu görüşmekti. Kabul etti. Hemen uçak bileti ayarlandı. İstanbul'a indiğinde havaalanından çıkar çıkmaz siyah bir araç karşıladı onu. Arka camları gözükmeyen makam aracına benzeyen bir otomobildi. Otomobile bindi "milyon-milyon-milyon" dolarlık şirkete doğru yola çıktı. Onu bekleyen insanları, düşüncelerini, yaklaşımlarını merak ediyor kafasında tekrar tekrar gözden geçiriyordu. Öyle ya herşeye hazırlıklı olmak gerekliydi. İşini güzellikle hallettiremeyeceğini düşünen birileri ona zarar vermeyi aklından geçirebilirdi. Bu kadar tanınan bir hacker'a zarar vermeyi düşünmek ve bundan sıyrılabileceğini zannetmek aptalcaydı. Bugüne kadar kimse bu riski almak istememişti, ama kimbilir... Neyseki her zaman ondan haber alınamazsa ne yapacağını bilen insanlar bırakırdı arkasında.
Büyük, görkemli binaya yaklaştığında girişteki silahlı korumalar dikkatini çekti. Zarar görmekten böylesine çekinen biri, herhalde başkalarına yeterince zarar vermiştir diye geçirdi aklından. Doğrudan karanlık, basık otopark'a yöneldi araç. Kendini fiyakalı kalın demir çubuklarla çevrelenmiş, merkez bankası kasasını andıran ana giriş kapısının önünde buldu. Şöför kapıyı açmak için hızlıca şifreyi girdi. Tuşların çıkardığı ses ona alakasız biçimde R2D2'yu anımsattı. Starwars'un son bölümünde, finalde neden bu kadar çok duygulandığını
düşündü. Kapının açılırken çıkardığı gürültü üzerine tekrar zaman ve mekan aklında anlam buldu. Yine sinaps'larına hükmedememişti, beyni konudan konuya atlamıştı. İçeri girdiğinde onu firmanın CTO'su karşıladı. Sıcak bir karşılama, gülümseyen bir yüz. Ofise geçilip kahveler söylendi. Formalitedenmiş gibi, ama samimiymiş gibi sohbetler yapıldı. Cümlelerin arasından ayıklananlar, kıyıya vuranlar iyi araştırmalar yapıldığını gösteriyordu. Söz dönüp dolaşıp sıkıntıya geldi. Sıkıntı zikredilmedi. Yine milyon dolarlık yönetim kurulu başkanından söz edildi. Çok güçlü, çok zengin ama çok da sıkıntıda. Uçak rötar yaptığından toplantı saati geçeli epeyi olmuştu. Başka bir toplantıdaydı ve her zengin, güçlü insan gibi beklenmesi gerekecekti. Sohbetten sonra dolambaçlı koridorlardan geçip binanın üst katlarından birine gidildi. İlerledikçe dekorda farkedilen değişiklikler olmuştu. Son bir kapıdan içeri girilince mizansen tamamıyla değişti. Yoksa etiler'de açılan yeni bir mekanmıydı burası?
Yüksek tavan, postmodern çizgiye sahip tablolar, tabureler, ışıltılı objeler, uzun bir bar, envai çeşit içki. Yine de hacker'ın seçimi sade bir kahveden yanaydı. Şaşılacak bir şey yoktu. Kronik uykusuz geçirdiği günlerden biriydi belliki.
Etrafta ne iş yaptığı dışarıdan bakınca belli olmayan mini etekli, düzgün fizikli ama suratında donuk ifadeler olan kadınlar vardı. Bir de ne iş yaptığı son derece belli olan siyah takım elbiseli iri adamlar. Olağan mesaileri insanları süzmek olabilirdi. Belki zaman zaman daha da fazlası. Zira bu konuyla ilgili basında bir kaç şey okumuştu.
Yönetim kurulu başkanının resmini şirketin internet sitesinde görmüştü. Şu PR ajanslarına hazırlatılan fiyakalı laflarla dolu klasik bir "Başkanın mesajı" yazısında. Resmi görünce hacker'da “para kazanmış köylü” imajı uyanmıştı. Bu beklentiyle toplantı odasının kapıları açıldı. İçeri doğru adım atarken "Yuh! Böyle bir toplantı masası olabilirmi?" diye geçirdi içinden. Neredeyse masanın diğer ucu gözükmüyordu. Yakın uçta ise bir CEO değil düpedüz bir "bohem" oturuyordu. Bohem? Bir saniye. Para kazanmış köylü bekliyordu. İşte yine başladık diye
düşündü. Bu zenginlere zengin ve güçlü olmanın asla yetmediğini uzun zaman önce anlamıştı. İlla entellektüel, tutkulu, bohem, idealist ve zeki gözükmeliydiler. Sinek kaydı traşı ve takım elbisesiyle "Başkanın mesajı" başlığı altında boy gösteren milyon dolarlık insan. Kirli sakalı, dağınık saçları, keten gömleği, boynunda atkısı, altında kot pantolonuyla ile oturmuş purosunu tüttürüyordu.
Onu görünce ani bir hareketle yerinden kalktı. Sanki kafasındaki hacker'la ilgili düşünceleri bir kenara bırakıp alelacele bu dünyaya geri dönmüştü. Beklettiğinden dolayı üzgün olduğunu söyledi. Eliyle yarım bir daire yapıp "Nasıl beğendinmi dekorumuzu? Gavurlarla konuştuğumuz için böyle kerhane gibi şaşalı yaptırdık. Onların çok hoşuna gidiyor böyle şeyler" diye konuştu. Kibir kokan kelimelerdi bunlar. Umursamaz bir tavırla söylemesine rağmen.
Ne kadar yoğun olduğundan dem vurdu. Güç'ten bahsetmeye başladı. Güç tanımını felsefi biçimde irdelemeye başladı. Söyledikleri düşündürücüydü; "Ben fethederim! Bu her şekilde olabilir. Gerekirse cesetlerin üstüne basa basa, gerekirse karşıdakinin kanını içe içe". Gözlerinden öfke ve hırs fışkırıyordu adeta. Hükmetmekten orgazmik bir keyif alıyordu belliki. "Amaaaa!!!" diye bağırdı. Tüm bunları anlatırken yaptığı gibi. Beden dilini kullanarak, yeri geldiğine karşıdakine dokunarak, elini tutarak. "Amaaa!!! Şu sıra canımı çok sıkan, beni tiksindiren bir şey var hayatımda. Adeta pürüzsüz bir yüzeydeki çentik gibi, dişimin arasına giren yemek artığı gibi. Ufak, aciz, önemsiz ama pislik.."
Tüm bu teatral anlatımları atmosferden yalın bir biçimde değerlendiriyordu hacker. Kimi zaman istifini bozmuyor. Kimi zaman ona aslında ne demek istediğini anladığını ufak tebessümlerle hissettiriyordu. "Bak!" dedi. "Bak! Ben buranın yönetim kurulu başkanıyım. Bir çok ortağımız var. Hepsi gelir, bu gördüğün toplantı masasında yönetim kurulu toplantısı yaparız. Ama ben masaya yumruğumu vururum ve ben ne dersem o olur. Kimse sesini çıkartamaz. Sonra buradan kalkıp gidilir. Yenilir, içilir." diye güç ve paraya dayalı
imparatorluğunun rutin işlerinden birini açıkladı. "Ben ölene kadar buranın sahibiyim. Cesedimi de buraya gömecekler. Bu gördüğün herşeyi ben yarattım!" diye kükredi araya sıkıştırdığı yunan mitolojisine ait bir hikayeden sonra.
Evet çok şey konuşulmuştu, çok şey anlaşılmıştı. Ama aslında hiç bir şey konuşulmamıştı. Ne istendiği belli bile değildi ama öyle açıkki bu makul bir istek değildi. Birinci sınıf bir restaurant'tan gelmiş gibi gözüken yemeği kenarıda bekliyordu. O esnada genç iki kişiyi yanına çağırtıp tanıştırdı. Biri "Cambridge Business School" okumuş finans müdürü, diğeri ise yine o ayarda fiyakalı bir okuldan mezun başkan yardımcısı. "Tanıyın birbirinizi oğlum!" diye bağırdı. "Sizler benim oğullarımsınız. Böyle durmayın. Tanıyın birbirinizi!" hacker yaratılmak istenen aura'yı anladığından garipsemedi ama onlar son derece garipsemişlerdi bu durumu. Çünkü bir kaç dakika önce yanlızken hacker'a sarılıp "Sen benim oğlumsun artık" demişti zengin adam. Sadece makul, yasal dayanağı olan bir istek olursa gerçekleştirebileceğini söylemesine rağmen "Ben kan işersem sen dayanamazsın" diye bitirdi lafını gözlerinin içine üç beş saniye sessizce bakarak.
Yanından ayrılırken, el sıkışırken zengin adamın elini sıkıca kavradı. Baba oğul samimiyetiyle "Babacığım. Oğullar haylazdır, dikbaşlıdır. Oğlan zeki de olsa söz dinlemedimi baba evlatlıktan reddeder. Bende galiba onlardan biriyim. Bunu bilmelisin." dedi. Adam gülümsedi "Ulan.. Çok acayip bir adamsın.." diyerek sıkıca sarıldı hacker'a.
Bir daha hiç bir araya gelemeyecek üvey baba ve haylaz oğul gibi...