22 Kasım 2009 Pazar

Tropik Ada'da Blazer Ceket Giyilmez

Hepimiz başarı hikayelerini severiz. Sıfırdan başlayıp zirveye çıkanlar. Güçlükler içerisinde toprağa direnç gösterip filizlenen tohumlar. Hiç yoktan elde edilen servetler. Çoğu zaman bu başarı hikayelerini okurken insanların akıllarında "Veresiye veren/Peşin satan" resimi canlanır.

Aslında çok şaşırılmayacak biçimde "Peşin satan" adam gibi semirmiş, göbekli, ensesi kalın olur başarılı iş adamları, girişimciler. Cem Boyner gibi, hadi ucuz magazin ağzıyla söyleyelim "Cemiyet hayatının tanınan isimlerinden" değilseniz iş adamı dediğin zayıf olmaz. Elbette iş adamı, girişimci derken gerçekten para ile oynayan, blazer ceket ile sadece simgesel davranmayan bir kitleden bahsediyorum.

Başarı hikayelerini sevdiğimiz için köşe yazıları, röportajlar, tv haberleri tarafından başarılı insan bombardımanına tutulabiliyoruz. Bu "Zenginin başarısı ortalama vatandaşın çenesini yorar" çabası çoğu zaman insanları motive ettiği varsayılarak görmezden gelinir.

Gel gelelim aslında bu "Peşin satan" adamın yüzündeki tatminkar gülümseme sadece "Kıllı bir triko" işinden parayı vurmaktan çok karşısına gelen fırsatları değerlendirmesi yüzündendir. Kazanılan büyük servetlerin hemen hepsinin içerisinde muhtelif boyutlarda, sır dolu kirli işler olduğunu unutmamak gerek. Sanırım bunun en açık kanıtı Forbes dergisi. Muadili pek çeşitli dergiler olmasına rağmen Forbes'u Türkiye'de yayınlandığı ilk sayısından beri takip ediyorum. Yurdum girişimci ve iş adamlarının hikayelerinde hep "hızlı ileri sarma" hastalığı mevcut.

Örneğin Türkiye'de orta ölçekte bir sanayi kuruluşu sahibiyken karar verip Irak'ta bir petrol bölgesini 50 yıllığına kiralayan adamın bunu birden gerçekleştirdiğine inanmak saflık olur. Gece rüyasında ak sakallı dede, tuvalette geçirdiği düşünsel süreç sonucu yatırım kararı veremeyeceği, yeterli kaynağı bulamayacağı için mutlaka bu süreç içerisinde rüşvet, çeşitli ricalar, gizli ortaklıklar gerçekleştirilmiş oluyor.

Forbes dergisinde bu başarı hikayelerini okurken hep ayrı bir perspektiften bakmaya çalışıyorum. Acaba sümen'in altında neler var diye düşünmeden edemiyor insan.

Eğer bir gün bir iş adamı da çıkıp şöyle bir demeç verirse aldığı tropik ada içerisinde 20 yıllığına hizmetlisi olmayı kabul ediyorum;

"Kıllı bir triko işi aldık, bizim sülo ayarlamıştı. Sonra ihracatın arkası geldi. Boş kolileri yurt dışına gönderip hayali ihracata bulaştık. Oradan kazandığımızı Papermoon, Longtable'da yiyerek elit bir çevre edindik. Şimdi kah Blackk'te pahalı eskort kızlarla lambada yapıyor kah en burjuva kahkahamızı atıp beluga havyarına dadanıyoruz."

04 Kasım 2009 Çarşamba

Fikir İshali


Eğer inovasyon, girişimcilik üzerine bir sohbet grubu kurmak istesem ismi kesin "Fikir ishali" olurdu. Sohbet mekanı ise kesinlikle kahve içilen bir yer değil. Örneğin şalgam içilen bir yer olabilir. Üstelik çok inovatif bir hareket olarak sohbet arasında satabilirdim bu fikri.

Bu sohbet gruplarına katılan insanlarda o kadar çok fikir bulunuyor ki bir an için kendinizi Google'da gibi hissetmeniz mümkün. Elbette gözlerinizi kapatıp. Gözlerinizi açtığınızda yine acı gerçekler ile yüzleşebilirsiniz. Bu gerçekler gelir modeli bulunmayan projeler, gerçekçi olmayan hedefler, teoride kolay pratikte güç işler, çok ama boş konuşan insanlar olarak karşımıza çıkar.

Bu tarz sohbet gruplarına gelenlerin üzerinde taşıdığı birincil cephane kartvizittir. Girişimci ve inovatif bünyeler bu cephaneyi bol bol kullanıp herkese kendini tanıtma derdindedir. Kartvizit konusu aklıma hep aynı hikayeyi getirir. Türkiye'nin öncü şirketleri CEO'larına yöneticilik eğitimleri veren bir arkadaşımın dediği gibi; "Biri kartvizit verdiğinde önce bakar, sonra yırtıp atarım. İhtiyacım olduğunda ismini, şirketini hatırlıyorsam o insan bende olumlu etki bırakmıştır" derdi.

Bir de bu sohbetler düzenleyen kişiler var. Bunlar genellikle iş yaşamında daldan dala koşup hiç bir büyük firmada tatmin olmamış kişiler, esnaf mantığıyla hareket eden iş adamları, zengin ailenin varlıklı evladı olup evde bütün gün playstation oynayan şişman çocuklar olabilir. Kimi özellikler opsiyonel olsa da sohbet sırasında elle tutulur fikir olmaması, daha çok fikir ishali yaşanması standarttır.

03 Kasım 2009 Salı

Laf ile Balon Şişirme Sanatı

Bu cevval topraklarda bolca bor bulunduğu gibi son zamanlarda rastlanan bir o kadar da girişimci vardır. Bor madenlerinin aksine yabancılar bu girişimcilerin ortaya çıkmasına engel olmuyorlar. Internet üzerinde biraz gezintiyle bol sayıda girişimci kimliğine sahip kişiye rastlayabilirsiniz.

Kimi başarılı, kimi başarısız girişimlere imza atan kişilerdeki hastalık ise insanları bilgilendiriyormuş gibi yazılan makeleler, vıcık vıcık yaklaşımlar ve samimiyetsiz duruşlar.

Peki her şeyi gözardı etmek, insanları aptal yerine koymak istesek. Ucuz hareketlerden prim sağlamak isteyen bir girişimci olsak nasıl davranmamız gerekir?

1 - Önce boş bir sayfa açıp büyük puntolarla "İnovasyon, Girişimcilik, Futurizm, Futurist, Risk Sermayesi, Kariyer" yazın. Bu yazdıklarınıza gözlerinizden yaş akıncaya kadar bakın. Bu doğu felsefesini andıran zen anı beyninizi bu kelimeler bütününde düşünmeye yönlendirecek.

2 - Firmanızın reklamını uzunca süre terbiyesizce, açık açık yaptınız ve insanlar huysuzlanmaya başladı diyelim. Endişelenmeye gerek yok. Bu durumda firmanızın iş kolu ile alakalı temsili bir obje yaratın. Mesela "Kırmızı Cibinlik, Mor çorap, Yeşil Pandispanya" gibi. Daha sonra her yazınızda "Siz hala Mor Cibinlik'li olmadınız mı?" diyerek okuyucularınızı bir hedefe yönlendirebilirsiniz.

3 - Kendinize bir "Üst ego" seçin. Örneğin, yazınızda gerçekten başarılı ama sizi pek kazımayan birinden söz edin. Olur da okursa belki kazara e-mail gönderir. Göndermezse bile en azından SEO olur, arama sonuçlarında çıkar.

4 - Yazınızda ayak üstü tanıştığınız birini övün. Ona en insani duygu olan beğenilme, takdir edilme duygusuyla çiğ biçimde yaklaşın. Evet yılışık, vıcık vıcık gözükeceksiniz ama olsun. Siz potansiyel bir şirinlik muskasısınız ve herkes sizi sevmeli öyle değil mi?

5 - Facebook, Linkedin ve aklınıza gelen her mecrada, diyalog kurduk kurmadık herkesi listenize ekleyin. Arkadaş listeniz kabarık gözüksün. Tanımasanız bile birinden bahsedildiğinde "Tanımam mı hiç!" diyerek müdahale etme, rol çalma şansınız olur.

6 - Facebook'ta "Üst ego" edindiğiniz kişilerin en maymun fotoğraflarını beğenin. Sarhoşken yazdığı durum mesajlarına yalaka yorumlar yazın.

En önemlisi tüm bu maddeleri uygularken insanların zekalarını, düşüncelerini, farkındalıklarını görmezden gelin. Kafanızdaki hedefe bu ucuz ve kirli yollardan kurumsal ya da kişisel PR kaygısıyla ulaşmaya çalışın. Her şey'den önemlisi eğer bu yazıda sizden bahsediliyorsa moralinizi bozmayın. Hala balonunuz patlamadıysa duruşunuzu değiştirin. İnsanlar bunu önce olduğu gibi yine farkedeceklerdir.

12 Haziran 2009 Cuma

Babasının Kızı


Çok garip. Yine kol düğmelerini kaybetmişti. Koyduğu yerde sanıyordu. Yok işte. Kız arkadaşı ya da annesine "Nerede?" diye sorsa "Nereye koyduysan ordadır!" cevabını alacağını düşündü. Hazırlanmak zor geliyordu ama yine de hazırlanmalıydı. Gece eğlencesi. Farkında değildi ama aylardır her hafta sonu etiler, bebek civarlarında en az üç yer gezip sabah etmeden eve gitmiyordu. Anlaşılan yine dışa dönük dönemlerinden birindeydi. Sessizlik sinirini bozdu. Müzik açtı eskilerden, 80'ler. Hazırlanırken havaya girmişti biraz. Çekilmez sessizlik bozulmuştu, zaten kol düğmeleri de olması gereken yere oldukça yakındı. Ev temiz gözüküyordu. Kız arkadaşı güzelce temizlemişti. Herhalde yaşadığı en olaylı temizlik. Kenarda köşede saç telleri bulunca kıyamet kopmuş, ikna turlarıyla zar zor toparlamıştı. Zaten çok yakındaki toparlanamayacak noktaya doğru ilerliyorlardı.

Yine her zamanki yerlerinde yemekler yenilip, İstanbul'un en gözde gece kulüplerinden birine gidilecekti. Bu akşam neler olacak bakalım diye düşündü yemek menüsüne bakarken. Risotto söyleyip güzel yapmalarını umut etti. Öyleydi de. İşletme bu keyfi yemek yiyip lüzumsuz konulardan konuşarak birbirini süzen kitleden aldığı paranın hakkını veriyordu. Yemek sonrası puro keyfine gelmişti sıra. Arkadaşı epeyi süre önce alıştırmıştı puro'ya. Üstelik her anlamda en zararlısı, kaliteli puro'ya. İyi bir tanesini içtikten sonra insanın canı diğerlerini tatmak istemiyordu. Nemlendiricide hep bir tane "En iyisinden" olmalıydı. Bar'ın arkasından teni parşomen kağıdına benzeyen barmen geldi. Soluk ve yorgun bir ifadeyle. Elinde iki viski bardağına benzeyen bardak, içlerinde ise az miktarda turuncu bir içecek. Gusto sahibi barmen'e ne olduğunu sorduğumuzda "İçtiğiniz şeyi ahenk içinde tamamlayan" bir içecek olduğunu söyledi. Şeftali'nin sadece ortasındaki kırmızı bölgeden yapıldığını, puronun gırtlakta bırakabileceği hafif pürüzleri aldığını anlattı. Önceden hazırlanmış gibiydi cümleleri. Bu tarz adamların bir kaç numarası olur ve onları sık sık tekrarlarlardı.

O çevrede artık onsuz gezeni dövdükleri üstü açık spor otomobiline binip ayrıldı arkadaşıyla. Gece kulübünün valesine doğru yaklaştığında yine abartılı sevgi gösterisiyle karışık bir selamlama ile karşılaştı. Birbirini çok önemsiyormuş gibi davranan insanlar kadar sahte bir şey olamazdı. Duyulan bas ritimlerinden iç organları titrer biçimde içeriye doğru ilerlediler. İçeri girerken "Aklından bir sayı tut!" diye seslendi arkadaşına. Arkadaşı anlam vermeye çalışır bir ifadeyle yüzüne baktı, "Bugün de iki kişi girdik.. herhalde yine içeride 20'yi buluruz." diye açıkladı. İkisini de gülümsetmişti ama aslında çok acı bir tenya vakası vardı ortada. Bol ve bedava içkiden nasiplenmek isteyen çok fazla sahte insan vardı etrafta. Yine de haksızlık yapmamak gerek. Ne yaptığı belli olmayan ama masaya bir şekilde yanaşıp bütün gece kola, su içen bakılamayacak derecede güzel kızlar da vardı. "Bunlar kim?" diye ilk görüp sorduğu zaman. Aldığı cevap "Çeşit işte?!" olmuştu. O günden beridir "Çeşit çeşit" insan vardı etraflarında.

Yine yan masalardan kopup gelenlerle bir hortum gibi büyümeye başlamıştı masa. Herkes metresini alıp gelmişti sanki o gece. Çevresini süzüp metresi, santimetresi tespitleri yaparken omuzuna dokunup dans eden birini farketti arkasında. Hareket ettikçe parfüm kokusu daha da yayılıyordu. O dans edemeyen, sadece sallanan biri olduğundan temposunda bir değişiklik yoktu. Kız ise gayet keyifle müziği hissederek dans ediyordu. Esmer, orta boylu, çok bakımlı ve alımlı biriydi. Sadeydi. Ne solaryum yanığı, platin sarısı. Ne de esmer kara, kuru cadde kızı havası vardı. Farklıydı. Müzik değiştiğinde yerlerine oturdular ikisi de. Kız locadan karşıdaki bar'a bir bakış fırlatıp işaret parmağı ile "Gel gel" işareti yaptı bir kıza. Kız şaşkın biçimde elinde içki ona doğru ilerleyen erkek arkadaşını gösterdi. Hacker'ın yüzündeki şaşkınlık ifadesi daha geçmeden kız çok alışkın bir tavırla "Tüh! Sevgilisi varmış" dedi. Biraz önceki temastan kaçınmayan, kıvrak figürler sergileyen heteroseksüel bir figür için şok edici sözlerdi bunlar. Algıların yerle bir olduğu noktadaydı.

Hacker'ın esmer kızla konuştuğu gözden kaçmamıştı. Arkadaşı kızın kulağına eğilip "Yanındaki kim biliyor musun?" diye sordu. Kız "Hayır?" diye cevapladı kim olabilirki gibisinden bir ifadeyle. Arkadaşı yüksek müziğe rağmen spot biçimde yanındaki adamın ne kadar ünlü, popüler olduğu, hacklediği yerlerden bahseden kısa bir özgeçmişi aktardı. Kızın yüz ifadesi değişmişti. Galiba kıvrımlarına yön veren bel bölgesi yerine omuzları üstünde taşıdığı şey çalışıyordu artık. Daha önce o hacker'ı televizyonda, gazetelerde görmüştü ama böyle bir yerde rastlayacağı hiç aklına gelmemişti esmer kızın. "Sen nasıl hacker'sın? hani gözlük? göbek? sivilceler?" diyerek bastı kahkakayı. Hacker kanıksanan imajı yansıtamadığı için üzgün olduğunu söyledi. Gecenin sonuna doğru esmer kız telefon alışverişi aşamasını es geçmemişti. "Seninle konuşacaklarım var" diyerek telefonunu almıştı hacker'ın. Kapıya geldiklerinde valeleri her zamankinden farklı bir telaş bastı. Garip değil diye düşünürken gece karanlığından mercekli farlarıyla projektör etkisi yaratan bir köpek balığı yanaştı büyük bir gürültüyle. Birileri ingiliz asaletinden hoşlanıyordu. Aston Martin'ine binerken içeride kaybolan çantası için pek de endişelenmemişcesine valeyi tembih etti. Hacker'a göz kırpıp gecenin karanlığında yırtıcı bir sesle ilerleyerek kayboldu.

Artık göz ardı etmek olmazdı. "Bu kız kim?" diye sordu arkadaşına. Aldığı cevap ingiliz asaletinin kaynağına ışık tutuyordu. "Bu kız çok ünlü bir 'babanın' kızı. genelde yurt dışında takılır." Telefonunu vermişti artık geri dönüş yoktu. Muhtemelen esmer kızın arama nedeni "Soğuk füzyon", "Ortadoğu da barış" ya da "Haydi kızlar okula" kampanyası nedeniyle olmayacaktı.

Ofiste her zamanki gibi bir gündü. Ama tek bir farkla. Ne zamandır birilerinin yazışmalarını okumamıştı. Bireysel kullanıcıları ciddiye almıyor, pek fazla ilgilenmiyordu eskiden beri. Yine de o anda okudukları onu heyecanlandırmıştı her anlamda. Bu esnada kafasının içinde dönüp duran nakarat devreye girdi. Bir şarkıyı arıyordu. Evet içinde geçen kelimeler aklında. Google, easynews, torrent nereye baktıysa yok. Umutsuzca last.fm'e kalmıştı yine. Radyolardan birini açıp işine devam etti, bu sırada telefon çaldı. Arayan güvenlik aşağıda bir bayanın onu görmek istediğini söyledi. Bu esmer kızdı. Yukarıya çıktığında plazanın karanlığına rağmen kocaman gözlükleriyle girdi içeri. Hacker, gözlük büyük risk diye düşündü. Bir kadının zeki olduğunu anlamak için konuşması, güzel olduğunu anlamak için gözlüklerini çıkarması gerektiği tespitinde bulundu içinden. Esmer kız göz ucuyla ofisi süzdükten sonra oturdu. "Demek burası ofisin. Uhmm.. Biraz sıkıcı, basık gibi." dedi. Hacker ofise şöyle bir baktı. Modern mobilyalarla döşenmiş, boydan boya cam, deniz gören ofisine. Garip geliyordu. Belliki daha iyi bir teklifi vardı aklında kızın. "İdare ediyorum. Eldeki imkanlar bunlar şu an için." diye konuştu gülümseyerek hacker.

Plazanın altında birşeyler yemek üzere indiler. Bol imalı bir girişten sonra "Çok daha fazla kazanabilirsin. Buraya tıkılıp bütün gün bilgisayar başında vakit geçirip müşterilerinle oyalanman gerekmez." dedi esmer kız. "Böyle dediğine göre daha iyi bir teklifin olmalı" diye cevap verdi hacker. Esmer kız adeta estetize edilmiş kriminal lügatı çözmüş gibi tecrübeli bir ifadeyle "Bak. Benim bankam var ukrayna'da. Buradan yapılacak bir para transferini sorgusuz sualsiz aktarabiliriz. Böyle bir iş için sana %40 öneriyorum." diye devam etti. Hacker yemeğini yemeye devam ediyordu, sanki onu duymamış gibi. Bu kayıtsızlık kızı kışkırtmıştı adeta. "Bilmiyorum yüzde hakkında ne düşünüyorsun. Ama bunlar konuşulup karara bağlanabilecek şeyler. Ayrıca gireceğin sistemde hazır. Ön çalışmalar yapıldı. Gereksiz yere uğraşıp araştırmana gerek yok." Hacker peçetesini kullanıp tabağın ortasına attı yemeği henüz bitmemişken.

Arkasına yaslandı. Kızın yüzüne bakıp "Bu tarz teklifleri yaparken çok rahat gözüküyorsun." dedi. Kız "Bu iş. işimi yaparken rahat olmayı tercih ederim" diye konuştu. Devam etti hacker "Eğer böyle bir şey yapmak istersem, emin ol sana ihtiyacım olmaz. O bay X'e söyle. Böyle konularda ısrarla beni insanlara önermekten vazgeçsin." bay X ismini duyunca kızın rengi değişmişti. "Nereden biliyorsun onu?" diye konuştu. "Bilmem gerektiği kadarını biliyormuş gibi davranmayı tercih ediyorum kimi zamanlar. Bir yerleri hack edecekseniz önce kendi güvenliğinizi sağlayın" diye devam etti. Kızın iki dudağı arasında bir buçuk santimlik bir aralık kalmış şaşkınlığı gözlerinden okunuyordu.

Bu şaşkınlık esnasında hacker ağır adımlarla asansöre doğru yürüdü. Yine sıkıcı ofisinde, bilgisayarının karşısına geçip kaldığı yerden esmer kız'ın samimi kız arkadaşlarıyla yaptığı sıcak msn konuşmalarını okumaya devam etti. Üstelik aradığı şarkıyı last.fm'de tesadüfen bulmuşken..

30 Mayıs 2009 Cumartesi

Cesetlerin Üzerine Basarak Fetheden Adam



Yorucu bir geçenin sabahıydı telefon hiç istemediği kadar çınlarcasına çalarak kulağını kemirir hale geldiğinde gözlerini açtı. Telefonun ucundaki uzun zamandır sesini duymadığı eski iş arkadaşıydi. Münasebetsiz telefonların kulağındaki çınlamasına antipatisini bilmezmiş gibi, bundan haz almış bir ses tonuyla sohbet etmeye başladı. Şu koca plazalardan birinin sahibine danışmanlık verirken tanışmıştı onla. Anlaşılan askerlikten kaçmak için katlanıyordu yurt dışındaki işine. Tabi yine bilişim sektörü ile ilgiliydi işi. Kısa bir sohbetten sonra çok sevdiği ve saygı duyduğu bir "abisinin" sıkıntısı olduğundan bahsetti. Bilgi güvenliği ile ilgili danışmanlık almak istediklerinden dem vurdu. Bu diyaloğun altında yatan nedenleri bilmesine rağmen ses çıkartmadı. Adamın ne kadar zengin, güçlü, cömert olduğundan bahsediyordu telefondaki ses. Bunları çok duymuştu. Pek dikkate almadı. Ne de olsa sürekli zengin insanlar egoistçe daha fazla kazanmak ve kazandıklarıyla daha çok hükmetmek istekleri için bol sıfırlı tekliflerle kapısını aşındırıyordu.

Artık bu istekleri reddetmekten ayrı bir keyif aldığından ötürü, en azından duymak istiyordu teklifi. Neyseki otokontrol mekanizması gelişmişti. "Acaba hangisi daha daha çok yükseltecek" diye teklif edilen rakamları kafasında sıraya koyuyordu adeta bir oyun gibi. Hem belki de saçma sapan bir iş değildi istenecek olan. Bunu öğrenmenin tek yolu görüşmekti. Kabul etti. Hemen uçak bileti ayarlandı. İstanbul'a indiğinde havaalanından çıkar çıkmaz siyah bir araç karşıladı onu. Arka camları gözükmeyen makam aracına benzeyen bir otomobildi. Otomobile bindi "milyon-milyon-milyon" dolarlık şirkete doğru yola çıktı. Onu bekleyen insanları, düşüncelerini, yaklaşımlarını merak ediyor kafasında tekrar tekrar gözden geçiriyordu. Öyle ya herşeye hazırlıklı olmak gerekliydi. İşini güzellikle hallettiremeyeceğini düşünen birileri ona zarar vermeyi aklından geçirebilirdi. Bu kadar tanınan bir hacker'a zarar vermeyi düşünmek ve bundan sıyrılabileceğini zannetmek aptalcaydı. Bugüne kadar kimse bu riski almak istememişti, ama kimbilir... Neyseki her zaman ondan haber alınamazsa ne yapacağını bilen insanlar bırakırdı arkasında.

Büyük, görkemli binaya yaklaştığında girişteki silahlı korumalar dikkatini çekti. Zarar görmekten böylesine çekinen biri, herhalde başkalarına yeterince zarar vermiştir diye geçirdi aklından. Doğrudan karanlık, basık otopark'a yöneldi araç. Kendini fiyakalı kalın demir çubuklarla çevrelenmiş, merkez bankası kasasını andıran ana giriş kapısının önünde buldu. Şöför kapıyı açmak için hızlıca şifreyi girdi. Tuşların çıkardığı ses ona alakasız biçimde R2D2'yu anımsattı. Starwars'un son bölümünde, finalde neden bu kadar çok duygulandığını
düşündü. Kapının açılırken çıkardığı gürültü üzerine tekrar zaman ve mekan aklında anlam buldu. Yine sinaps'larına hükmedememişti, beyni konudan konuya atlamıştı. İçeri girdiğinde onu firmanın CTO'su karşıladı. Sıcak bir karşılama, gülümseyen bir yüz. Ofise geçilip kahveler söylendi. Formalitedenmiş gibi, ama samimiymiş gibi sohbetler yapıldı. Cümlelerin arasından ayıklananlar, kıyıya vuranlar iyi araştırmalar yapıldığını gösteriyordu. Söz dönüp dolaşıp sıkıntıya geldi. Sıkıntı zikredilmedi. Yine milyon dolarlık yönetim kurulu başkanından söz edildi. Çok güçlü, çok zengin ama çok da sıkıntıda. Uçak rötar yaptığından toplantı saati geçeli epeyi olmuştu. Başka bir toplantıdaydı ve her zengin, güçlü insan gibi beklenmesi gerekecekti. Sohbetten sonra dolambaçlı koridorlardan geçip binanın üst katlarından birine gidildi. İlerledikçe dekorda farkedilen değişiklikler olmuştu. Son bir kapıdan içeri girilince mizansen tamamıyla değişti. Yoksa etiler'de açılan yeni bir mekanmıydı burası?

Yüksek tavan, postmodern çizgiye sahip tablolar, tabureler, ışıltılı objeler, uzun bir bar, envai çeşit içki. Yine de hacker'ın seçimi sade bir kahveden yanaydı. Şaşılacak bir şey yoktu. Kronik uykusuz geçirdiği günlerden biriydi belliki.

Etrafta ne iş yaptığı dışarıdan bakınca belli olmayan mini etekli, düzgün fizikli ama suratında donuk ifadeler olan kadınlar vardı. Bir de ne iş yaptığı son derece belli olan siyah takım elbiseli iri adamlar. Olağan mesaileri insanları süzmek olabilirdi. Belki zaman zaman daha da fazlası. Zira bu konuyla ilgili basında bir kaç şey okumuştu.

Yönetim kurulu başkanının resmini şirketin internet sitesinde görmüştü. Şu PR ajanslarına hazırlatılan fiyakalı laflarla dolu klasik bir "Başkanın mesajı" yazısında. Resmi görünce hacker'da “para kazanmış köylü” imajı uyanmıştı. Bu beklentiyle toplantı odasının kapıları açıldı. İçeri doğru adım atarken "Yuh! Böyle bir toplantı masası olabilirmi?" diye geçirdi içinden. Neredeyse masanın diğer ucu gözükmüyordu. Yakın uçta ise bir CEO değil düpedüz bir "bohem" oturuyordu. Bohem? Bir saniye. Para kazanmış köylü bekliyordu. İşte yine başladık diye
düşündü. Bu zenginlere zengin ve güçlü olmanın asla yetmediğini uzun zaman önce anlamıştı. İlla entellektüel, tutkulu, bohem, idealist ve zeki gözükmeliydiler. Sinek kaydı traşı ve takım elbisesiyle "Başkanın mesajı" başlığı altında boy gösteren milyon dolarlık insan. Kirli sakalı, dağınık saçları, keten gömleği, boynunda atkısı, altında kot pantolonuyla ile oturmuş purosunu tüttürüyordu.

Onu görünce ani bir hareketle yerinden kalktı. Sanki kafasındaki hacker'la ilgili düşünceleri bir kenara bırakıp alelacele bu dünyaya geri dönmüştü. Beklettiğinden dolayı üzgün olduğunu söyledi. Eliyle yarım bir daire yapıp "Nasıl beğendinmi dekorumuzu? Gavurlarla konuştuğumuz için böyle kerhane gibi şaşalı yaptırdık. Onların çok hoşuna gidiyor böyle şeyler" diye konuştu. Kibir kokan kelimelerdi bunlar. Umursamaz bir tavırla söylemesine rağmen.

Ne kadar yoğun olduğundan dem vurdu. Güç'ten bahsetmeye başladı. Güç tanımını felsefi biçimde irdelemeye başladı. Söyledikleri düşündürücüydü; "Ben fethederim! Bu her şekilde olabilir. Gerekirse cesetlerin üstüne basa basa, gerekirse karşıdakinin kanını içe içe". Gözlerinden öfke ve hırs fışkırıyordu adeta. Hükmetmekten orgazmik bir keyif alıyordu belliki. "Amaaaa!!!" diye bağırdı. Tüm bunları anlatırken yaptığı gibi. Beden dilini kullanarak, yeri geldiğine karşıdakine dokunarak, elini tutarak. "Amaaa!!! Şu sıra canımı çok sıkan, beni tiksindiren bir şey var hayatımda. Adeta pürüzsüz bir yüzeydeki çentik gibi, dişimin arasına giren yemek artığı gibi. Ufak, aciz, önemsiz ama pislik.."

Tüm bu teatral anlatımları atmosferden yalın bir biçimde değerlendiriyordu hacker. Kimi zaman istifini bozmuyor. Kimi zaman ona aslında ne demek istediğini anladığını ufak tebessümlerle hissettiriyordu. "Bak!" dedi. "Bak! Ben buranın yönetim kurulu başkanıyım. Bir çok ortağımız var. Hepsi gelir, bu gördüğün toplantı masasında yönetim kurulu toplantısı yaparız. Ama ben masaya yumruğumu vururum ve ben ne dersem o olur. Kimse sesini çıkartamaz. Sonra buradan kalkıp gidilir. Yenilir, içilir." diye güç ve paraya dayalı
imparatorluğunun rutin işlerinden birini açıkladı. "Ben ölene kadar buranın sahibiyim. Cesedimi de buraya gömecekler. Bu gördüğün herşeyi ben yarattım!" diye kükredi araya sıkıştırdığı yunan mitolojisine ait bir hikayeden sonra.

Evet çok şey konuşulmuştu, çok şey anlaşılmıştı. Ama aslında hiç bir şey konuşulmamıştı. Ne istendiği belli bile değildi ama öyle açıkki bu makul bir istek değildi. Birinci sınıf bir restaurant'tan gelmiş gibi gözüken yemeği kenarıda bekliyordu. O esnada genç iki kişiyi yanına çağırtıp tanıştırdı. Biri "Cambridge Business School" okumuş finans müdürü, diğeri ise yine o ayarda fiyakalı bir okuldan mezun başkan yardımcısı. "Tanıyın birbirinizi oğlum!" diye bağırdı. "Sizler benim oğullarımsınız. Böyle durmayın. Tanıyın birbirinizi!" hacker yaratılmak istenen aura'yı anladığından garipsemedi ama onlar son derece garipsemişlerdi bu durumu. Çünkü bir kaç dakika önce yanlızken hacker'a sarılıp "Sen benim oğlumsun artık" demişti zengin adam. Sadece makul, yasal dayanağı olan bir istek olursa gerçekleştirebileceğini söylemesine rağmen "Ben kan işersem sen dayanamazsın" diye bitirdi lafını gözlerinin içine üç beş saniye sessizce bakarak.

Yanından ayrılırken, el sıkışırken zengin adamın elini sıkıca kavradı. Baba oğul samimiyetiyle "Babacığım. Oğullar haylazdır, dikbaşlıdır. Oğlan zeki de olsa söz dinlemedimi baba evlatlıktan reddeder. Bende galiba onlardan biriyim. Bunu bilmelisin." dedi. Adam gülümsedi "Ulan.. Çok acayip bir adamsın.." diyerek sıkıca sarıldı hacker'a.

Bir daha hiç bir araya gelemeyecek üvey baba ve haylaz oğul gibi...

25 Mayıs 2009 Pazartesi

Dokuz Eylül Üniversitesi / Kariyer Yönetim Kulübü


Dostum Nurettin Özdoğan Dokuz Eylül Üniversitesi'nin davetlisi olarak "Kariyer Yönetim Kulübü"
için konuşma yapmak üzere İzmir'e geldi. Yeni başlattıkları ve başarı ile ilerleyen KariyerGENÇ
startup'ı, kuruluş aşamasından bahsetti. Konuşmanın diğer yarısını beraber yaptık. Gençlerin
kariyer ve girişimcilik üzerine sorularını keyifle cevapladık.

23 Mayıs 2009 Cumartesi

Teknotalk



Geçtiğimiz ay katıldığım bir tv programı. AirportTV'de yayınlanan Atıf Ünaldı'nın sunduğu "Teknotalk" programı.
Atıf'ı çok eskidendir tanıdığım için sanki başbaşa oturup sohbet ediyormuşuz gibi bir atmosfer oldu. Gayet keyifliydi.

29 Nisan 2009 Çarşamba

Full Disclosure: Güvenlik Çarkının Değişmez Dişlisi


Bilgisayar sistemleri varolduğundan beri insanlığa hizmet etmiştir. Gelişimin şimdikine oranla daha hızlı olduğu ve standartların oluşturulmaya başladığı yıllarda bilgiye ulaşmak şimdiki kadar kolay değildi. Varoluş ve standartlaşma süreçlerindeki rekabet, yazılım ve donanım firmalarının ürünlerinin teknik spesifikasyonlarını gizlemesine yol açıyordu. Bu bilgilerin gizlenmesi ise sektörün yol almasını yavaşlattığı gibi önemli bir olgu olan 'Bilgiye ulaşmanın hiç kimse tarafından engellenmemesi gerektiği' prensibine de ters düşüyordu.

Bu dönemlerde bir takım insanlar bunun bir haksızlık olduğunu 'Bilgiye ulaşmanın' hiçbir zaman engellenmemesi gerektiğini düşünerek bilgisayar sistemleriyle ilgili rutin dışı çalışmalarda ve değişikliklerde bulundular. Sistem üzerindeki bir değişikliği akla gelmeyecek yöntemlerle yaparak işlerini kolaylaştırdılar ve bugünlere kadar gelen 'Hacker' kelimesinin özünü oluşturdular. Ellerinde ne teknik spesifikasyonlar ne de proje ayrıntıları olduğu halde bu sistemlerdeki zayıflıkları bularak yapmaları gerekeni en kısa yoldan keşfederek, yaparak bu felsefenin temellerini attılar.

Zamanla sektördeki gelişmeler bilgisayar dünyasındaki büyük gelişimle beraber büyük güvenlik sorunlarını da beraberinde getirdi. Felsefenin yarattığı cazibe, uygulamadaki alınan şaşırtıcı sonuçlar göz önüne alındığında 'Hacker' ve 'Hacking' kelimelerinin kapsamı genişlemeye başladı. İlk başlarda yazılımlardaki güvenlik açıkları, programlama hataları yazılım ekibi tarafından tespit edilip kapatılırken sonraları yayınlanan 'Güvenlik Duyuruları' ile Hacker'lar bu gelişim sürecine aktif katkıda bulunmaya başladılar. Yayınlanan güvenlik duyuruları ürün ismi, güvenlik açığının katagorisi, teknik açıklaması ve kimi zaman da exploit kodunu içerir şekilde çeşitli güvenlik grupları ve güvenlik geliştiricileri tarafından yayınlanmaya başladı. Bu güvenlik duyurularının yayınlanmaya başlaması yazılım üreticilerini endişelendirirken bir yandan da yazılım ürünlerinin kalitesini arttırmaya yönelik bir takım faydalar sağlıyordu.

Neticede kısıtlı bir bütçe ve istihdamla yaratılan yazılım ürünlerinin bağımsız güvenlik geliştiricileri tarafından denenmesi ürünlerin belli bir güvenlik standardını tutturmasına büyük katkı sağlıyordu. Bu işin yazılım üreticileri için olumsuz tarafı ise söz konusu yazılım eğer kritik bir iş yapan network merkezli bir yazılım ise yayınlanan bir kaç mühim güvenlik duyurusundan sonra yazılım firmasına ve ürüne olan güvenin sarsılmasıydı. Bağımsız güvenlik geliştiricilerinin bu güvenlik açıklarını bularak yayınlamaları sonucunda herhangi bir maddi kar elde etmedikleri hesaba katıldığında bunun kabul edilebilir bir kayıp olduğu düşünülebilir. Fakat yazılım kalitesini kar ile doğru orantılı ele alan bir takım firmalar güvenlik duyurularını belli şekilde revize ederek bir takım güvenlik geliştiricilerine ve güvenlik gruplarına bir öneriyle birlikte gittiler. Bu öneride bir takım büyük yazılım üreticilerinin istediği şey yayınlanan güvenlik duyurularının içerisinde exploit kodunun olmaması, teknik ayrıntıların minimal düzeyde tutulması yer alıyordu. Bunun yanında güvenlik açığının kapatılması süreci içerisinde süresiz bir yayınlamama politikası da izlenecekti.

Bunun karşılığında Foundstone, eEye gibi bir takım güvenlik firmalarına yüklüce meblalar ödenerek anlaşmalar yapıldı. Bu fazla 'işbirlikçi' (!) firmaların aksine asıl yapılması gerekeni ise 'Full Disclosure' yayınlama biçimini benimsemiş kitle yaptı. Rfp yazdığı 'Disclosure Policy'den yola çıkarak standartları belirleyen underground camianın üyeleri bu kurallar doğrultusunda güvenlik duyurularını yayınlıyor ve güvenlik sektörünün gelişimine reel katkılarda bulunuyor. Full disclosure kapsamında öncelikle güvenlik geliştiricisi yazılım firmasıyla irtibat kuruyor ve güvenlik zaafiyetiyle ilgili bildirimde bulunuyor. Bildirim sonrasında gelişen 5 günlük sürede yazılım firması ürünle ilgili uyarı, patch yayınlamak için imkana sahip oluyor. Böylece bu yazılımı kullanan kurumlar bu zaafiyetlerden korunma imkanına sahip oluyorlar.

Yapılan tüm engellemelere ve haksız revizyonlara rağmen. Güvenlik geliştiricileri 'Full Disclosure' çerçevesinde duyurularını yayınlayarak inandıkları amaca hizmet etmenin tadını çıkartıyorlar. Güvenlik endüstrisinin geleceği 'Full Disclosure'da ve Hacker'ların parmaklarında yatıyor.

13 Mart 2009 Cuma

Bahçeşehir Üniversitesi / Söyleşi


17 Mart Salı, 4:30'da Bahçeşehir Üniversitesi Şişli kampüsünde "Bir Hacker'in Bakış Açısı ve İnternet Dünyasindaki Yeni Trendler" konulu bir söyleşide bulunacağım.

Facebook event sayfası: http://www.facebook.com/event.php?eid=152341315136&ref=mf

Google maps: http://maps.google.com/maps?f=q&hl=en&q=Abide-i+H%C3%BCrriyet+no%3A316%2C+Sisli%2C+Turkey

27 Aralık 2008 Cumartesi

Kadınlar, Oyun ve Hacker Mantığı


Konuşmalarımda hep söylerim "hackerlık aslında bir bakış açısı ve algılayış biçimidir" diye. Geçtiğimiz dönemde bunu destekler nitelikte bir dizi olay yaşadım. Uzun zamandır bir World of Warcraft oyuncusuyum. Oyunda hemen her karakteri deneyip tecrübe ettim. Şu anda da uluslararası bir guild'de fırsat buldukça oynamaya devam ediyorum.

Herşey kız arkadaşımın WOW oynamak istemesiyle başladı. Hızlı bir girişten sonra hızlıca level (seviye) atlamaya başladı. Bir süre sonra ilişkimizi sonlandırdık.

Bir süre sonra. Yeni bir ilişkim oldu ve bu kişiyi de WOW dünyasına sokmuş oldum (sanırım insanları zehirliyorum). Eski kız arkadaşım, yenisinin bir druid (oynanılan karakterın sınıfı) olduğunu duymuş. Oyundaki mesajlaşma sistemini gözden geçirerek. Benim düşük seviye bir haritada olduğum ve ona yardım ettiğim bir anı kollamış. Sonrasında oyundaki panelden o haritada bulunabilecek seviyedeki tüm druidleri bir komutla (/who 20-35 druid) listeleterek teker teker mesaj penceresini açmış.

Karşı taraf WIM adı verilen mesajlaşma eklentisini (addon) kullandığında. Mesaj penceresinde koordinatlar yazdığından dolayı. Orada yazan koordinatları benimkiyle eşleştirerek beni yeni kız arkadaşıma yardım ederken izlemiş. En önemlisi bu şekilde oyundaki nick'ini de öğrenmiş. Tabii kadınsı bir takım hassasiyetler sonucu ortada bir nefret durumu yaşandığını belirtmeme gerek yoktur.

Sonrasında eski kız arkadaşım game master'lara bir mesaj göndererek yeni kız arkadaşımın oyun içinde hile yaptığını raporlamış. Sıradan bir günde evde kız arkadaşımla otururken. Aniden oyununun bağlantısı kesildi. Tekrar bağlanmaya çalıştığında ise "Oyundan kalıcı olarak uzaklaştırıldığı ve hesabının kapatıldığı" mesajı ile karşılaştık.

Bu adeta ilmek ilmek dokunmuş olaylar silsilesinden. Kadınların gerektiğinde ne kadar tehlikeli bir hacker mantığına sahip olabilecekleri görülüyor. Tabii bu bilgileri derlemem benim araştırmalarım ve kendisinin itirafları sonucunda mümkün oldu.

16 Kasım 2008 Pazar

Söz Sende ve Berrin'le Gecenin Rengi

Geçtiğimiz haftalarda katıldığım son iki program. Balçiçek Pamir'in sunduğu Habertürk'teki "Söz sende" ve Kanaltürk'ten bir talk show "Berrin'le Gecenin Rengi".




21 Ekim 2008 Salı

Gelişim Platformu / Konferans


Gelişim Platformu, üyelerinin profesyonel Gelişimlerine ortak olmayı hedefleyen bir sivil toplum kuruluşu.

Davetleri üzerine geçtiğimiz günlerde bir konferans vermek üzere dernek merkezine konuk oldum.

Aralarında Emniyet Müdürlüğü Bilişim Suçları masasından yetkililer, özel sektör, holding temsilcilerinin
bulunduğu izleyicilerle iki buçuk saat boyunca keyifli sohbetler yaptık.

Dernek hakkında bilgi için, http://www.gelisimplatformu.org

30 Temmuz 2008 Çarşamba

ATV Ana Haber

Geçtiğimiz günlerde ATV ile yaptığım ropörtaj ana haber'de yayınlandı. Genel olarak "Elektronik delillerin incelenmesi" ve "Ergenekon" kaynaklı bir roportaj oldu.


07 Temmuz 2008 Pazartesi

Dinlermisiniz?


Bugün bir yakınım aradı. Telefonlarımın dinlendiğini bildiğinden, bu teknik takip olayları hakkında bir soru soracağını söyledi. Bahsettiğine göre. Sözde bir uzman televizyona çıkıp "eğer telefon numaranızın başına 2 ekleyerek çevirirseniz sizi dinleyen kişiyle görüşebilirsiniz" gibi saçmalığın sınırlarını zorlayan bir açıklama yapmış. Bu açıklama sonrasındaki günlerde ise telefonunun ilk rakamı 2 ile başladığından çalmaya başlamış. Tabii "neden telefonumu dinliyorsun?!" tepkileriyle karşılaşılmış.

Bir nevi teknofıkra yaşatan bu öngörünün sahibi her ne kadar saçmalasa da Türkiye'de teknik takip çok öncelerden beridir devam ediyor. Daha önce denenen ve sözde gerçek bir diğer yönteme göre. Kendi telefon numaranızı arardığınızda eğer çalıyorsa dinleniyorsunuz. Ama eğer meşgul tonu alıyorsanız o zaman dinlenmiyorsunuz.

Bunu da bizzat tecrübe etmediğim için bana pek gerçekci gelmiyor. Burası öyle bir ülke ki. Savcılıktan aldığınız "teknik takip ve dinleme yapılmamaktadır" raporu bile bazen dinlenmediğiniz anlamına gelemeyebiliyor.

Dinleme faaliyetleri içerisinde ise bu takibe takılmamak isteyenlerin izlediği değişik yöntemler var. Bunlardan ilki IMEI numarasını sıfırlamak. Bu yöntemde tam dinlenmeme sağlanmasa da, IMEI numarası telefonun software'inden tamamen sıfırlardan oluşan biçimde değiştiriliyor. GSM network'une sıfırlı bir IMEI ile kayıt olduğunuzda sahip olduğunuz avantaj ise. Telefonunuza daha sonra takacağınız başka simkartların dinlenme riskinin bulunmaması. Bu yöntem her marka güncel telefona uygulanamasa da bir çok telefon üzerinde bu işlem hala gerçekleştirilebilir.

Internet ise bir diğer yöntem. Skype kullanan netphone'lar çevredeki wireless internet bağlantısını otomatik algılayıp bağlanarak size atanan numarayı online hale getiriyor. Size atanmış yurtdışı gibi gözüken numarayı çeviren insanlar size ulaşabiliyor, siz de onlara. Aldığım kesin duyumlara göre emniyet teşkilatı skype aracılığı ile yapılan bu konuşmaların içeriğine ulaşamıyor. Fakat kimleri aradığınız ve kimler tarafından arandığınız bilgisini skype merkezinden alabiliyorlar.

Tabii bir de profesyonel ve yasal (?!) çözümler var. Bunlar genellikle bilinen ve bilinmeyen üç, dört harfli ulusal/global teşkilatlar tarafından kullanılıyor. Edinmek için devlet olmak şartı aranıyor (ya da en azından ergenekon tarzı startup bir yapılanma olmanız şart). Yoksa üretici şirketler size satış yapmıyor (en azından dışarıya yapmıyoruz diyorlar).

Bu sistemler cepte taşıbilir ya da bond çanta formunda gezdirilebiliyor. Belli bir mesafedeki GSM kullanan telefonları dinleyip, arayabilmekten tutun. Mobil dinleme ve kayıt istasyonu görevi gören aletler bile edinmek mümkün.

Mobil telefonlara özgü bu teknik izleme ve takip konusunda böyle yasal/yasadışı yöntemler yarışırken. Diğer yanda geçtiğimiz aylarda bir takım akademisyenler GSM networküne özgü bir açık bulduklarını açıkladılar. Bunun tam ayrıntılarını, proof of concept kodunu yayınlamadılar fakat konsept hakkında bilgi içeren bir paper'ı internet ortamında yayınladılar. Öyle ya. Full disclosure mantığına göre ayrıntıları yayınlamalarını bekleyemezdik, bu steril çocuklardan...

Belkide yakında sadece meraklıların ulaşacağı, cepte taşınan ufak dinleme aygıtlarına sahip olabilir ya da bunları kendimiz yapabilir durumda olacağız. Kimbilir...

05 Şubat 2008 Salı

Su, Köpük ve Kolay Para... H2K

İşim dolayısıyla illegal tekliflerle karşı karşıya kalabiliyorum. Fiyakalı yemekler sonrası bol sıfırlı imalar, isimsiz e-mail'ler derken artık dijital ortamdaki illegalite sokağa kadar inmiş durumda.

Eskiden iş adamları, beyaz yakalı suçlular (ben onlara öyle diyorum) gibi değişik kesimlerden gelen illegal teklifler artık toplumun her kesiminden gelmeye başladı. Tehdit ve rant o kadar buyükki artık pek çok kimse buna karşı kayıtsız kalamıyor.

Geçtiğimiz günlerde arabamı yıkatmak için bir oto yıkamacısına gittim. Araç yıkanırken yıkamacılardan biri dikkatle arka camdaki "H2K" sticker'ına bakıyordu. Dikkatimi çekti. Biraz süre geçtikten sonra yanıma yanaşıp sorularına başladı.

- Abi bu arkadaki "He2ke" yazısı nedir?
+ Hackerlar ile ilgili bir topluluğu simgeliyor.
- Haa anladım. Peki bu hacker herkes olabilirmi.
+ Konuyla yeterince ilgilendikten sonra neden olmasın.

Sohbetin sonrasında soru soran arkadaş yandaki arabadan benimkine geçerek ağır ağır temizlemeye başladı bir yandan da sorularını sürdürdü. Benim Türkiye'de ki ilk ceza alan hacker olduğumu da öğrendikten sonra ağzındaki baklayı çıkarttı.

- Geçen okudum adamın biri 2.5 trilyon vurmuş kredi kartlarindan. (Sadun Özkaya'dan bahsediyor)
+ Evet
- Ben araştırıyorum internette bu olayları ama hiç bir şey bulamadım.
+ İngilizcen yoksa zor olur tabii. Genelde ruslar bu tarz bilgileri satıyor.
- Bana biraz bu konuda yardım edermisin?
+ Sana edebileceğim tek yardım bu tarz işlere bulaşmamanı önermek.
- Peki abi anladim.

Sanki altı ay sonra bu insanı manşetlerde görecekmişim gibi bir hisle oradan ayrıldım...

03 Ocak 2008 Perşembe

Arena Dergisi / Ropörtaj


Arena dergisi ile yaptığım söyleşi yayınlandı.

Hacker'lar ve yaptıkları üzerine geçmişten günümüze bir derleme olmuş.

2600 gibi bir grubun görsel olarak da olsa anılması şık durmuş.

İlgili sayfa:

http://www.securityoffice.net/images/media/arena.jpg

11 Aralık 2007 Salı

Hacker ve Etik


İstanbul Teknik Üniversitesi'nde "Engineering Ethics" dersinde ödev konusu olarak seçilmişim.

Projeyi hazırlayan arkadaşlar hocalarına sunduktan sonra bana da bir kopyasını gönderdiler. İzlenimim beni, yaptıklarımı inceleyen. Etik ve sosyal yönden yansımalarını farklı açılardan yorumlayan bir çalışma olduğu yönünde.

Proje dosyası:

http://www.securityoffice.net/foo/tamer_project.pdf

Sunum dosyası:

http://www.securityoffice.net/foo/tamer_project_pres.ppt

29 Kasım 2007 Perşembe

Brain Hunting ve Google



Brain hunting hemen her sektörde özel yetenek ve birikimlere sahip profesyonel insanları saptayıp bunları kurumsal yapıya dahil etmeye dayanır.

Biz de her ne kadar bu mantık pek tercih edilmeyip kariyer ile ilgili internet siteleriyle çözülse bile yurt dışında bu durum pek böyle sayılmaz. Yurt dışındaki firmalarda özellikle de teknoloji alanında işe alımlarda internet üzerinde ciddi araştırmalar yapılıyor.

Özellikle kaynak oluşturan, bilgiler paylaşan, araştıran, bir potansiyel teşkil eden kişiler arama motorlarından haklarındaki tüm bilgiler toplanıp değerlendirilerek irtibat kuruluyor.

Google'ın bu konudaki çabaları ise gerçekten başarılı. Yaklaşık bir yıl kadar önce email yolu ile bir iş teklifi almıştım. Kendi firmam olduğundan ve çalışma felsefemden dolayı (memurluk pek bana göre sayılmaz) reddetmiştim. Ama elbetteki böyle bir talebin gelmesi insanın hoşuna gidiyor.

Bu sabah mailbox'ıma baktığımda ise tekrar 'Hi Tamers from Google' başlıklı bir email ile karşılaştım. Sanırım tekrar Google'ın brain hunting ağına takılmışım ve ana ekipte çalışmak için bir öneri getirdiler.

Google çalışma ortamı ve prensipleri için şu adrese bakılabilir: http://www.google.com/support/jobs/bin/static.py?page=about.html

Güzel teklif, güzel firma. Ama yine de bana göre değil.

Hi Tamers,

My name's Bill and I am a technical recruiter at Google. I ran across your information online got the feeling that you are a bit of security expert. I also believe that you are quite familiar with GNU/Linux and networking protocols, maybe as a result of your security knowledge. I wanted to contact you along these lines to see if you might be interested in discussing some engineering opportunities at Google.

The team that I specifically recruit for is known as the Google.com engineers. We are a special group, mostly composed of jack-of-all-trades types, possessing knowledge in Linux, networking, and coding/scripting. Our team is responsible for Google's production environment and all of the mission critical services/applications. Let me know if you would be interested in something along these lines. If so, please send over your resume/CV and we can take it from there.

Thanks, Tamers. Hope to hear from you soon. Best,

PS I saw a youtube video of you (i think), but it wasn't in a language I could understand--still cool though :)

--
Bill Umoff
Google, Inc.
(650) 214-***
****@google.com

06 Kasım 2007 Salı

Nası Yani? / CNNTürk

Genel olarak keyifli bir programdı.

Kamera arkasında olanlara dair bir kaç satır başı;

- Reklam arasında bizi gülmekten öldüren, Beyaz'ın anlattığı bir hikaye. Beyaz ilk internette chat yaptığı dönemlerde. Bir chat odasında kız sanarak Savaş Ay ile epeyi sohbet etmiş. İş cinsellik konularına kadar gelmiş. Daha sonra ben medya sektöründeyim ve erkeğim diye konuşan Savaş Ay aynı cevabı alınca şaşırmış.

- Helin'in yayın öncesi 'Aman ne olur bana yüklenmeyin' çağrılarına uymayan en çok bendim sanırım.

- Cem Mumcu aşırı gergin bir insan. Bekleme salonu, kulis dahil. Her yerde gerginliği yüzünden okunuyordu.

- İlk reklam arasına kadar sürdürdüğüm nispeten sessiz tavrı. Beyaz'ın reklam arasında 'Abi araya gir direkt. Sohbetin dışında kalma' demesi bozdu. O dakikadan itibaren başkasının lafı kesilmeden konuşulamayacağını anladım.

- Galiba Beyaz dahil herkesten daha az heyecanlıydım. Defalarca canlı yayın'a çıktım hala niye insanlar gerilir anlayamıyorum.

- Güven Kıraç'ın bu kadar komik bir insan olduğunu bilmiyordum.







26 Eylül 2007 Çarşamba

Maksik'in Yakalanmasının Ardındaki Bilinmeyen Gerçekler


Suç dünyasının ünlü isimlerinden Maksik geçtiğimiz günlerde yakalandı. Dijital suç örgütlerinin adeta normal bir sektörmüş gibi algılandığı Rusya'da bulunan Maksik Amerikan gizli servisi ve Türk güvenlik güçlerinin ortak operasyonuyla Antalya'da yakalandı.

Maksik aslında bir hacker. Uzmanlık alanı işin biraz daha elektronik kısmı. Hacker mantığını farklı bir fayda sağlayacak yönde değerlendiren biri. Maksik'in para kazandığı konu ise ATM'ler.

Yaptığı 'xxrc1000' adındaki cihaz ATM'ler üzerinden real time akan veriyi decrypt ederek kart bilgilerini bir laptop'a depoluyor. Daha sonra kişi laptop'ta depolanan verileri kullanarak kartlardan para çekebiliyor.

Maksik bu işte bir efsane olmuş. Duyumlarıma göre bu cihaz Ukrayana'lı Maksik'e oranın nişantaşı sayılan bir semtte onlarca daire sahibi olacak kadar para kazandırmış. 15-20 milyon dolar kadar serveti olduğu konuşuluyor.

Maksik'in geçmişten gelen hikayesi ise oldukça ilginç. Maksik'in macerası 2001 yılında Florida da başlıyor. Maksik ve ekibi 'Marshall' denen boya firmasına bir insider sokuyorlar. Bunun sonucunda insider yardımıyla firmadaki müşterilerin verilerini çekmeye başlıyorlar. Marshall işi epeyi verimli geçiyor ve 3 sene içerisinde 5 milyon adet kadar bilgi ele geçiriyorlar. Bu üç sene sonunda iş bozuluyor ve Florida da 10 kişi tutuklanarak cezaevine gönderiliyor.

Bu olay sonrasında deşifre olan Maksik'in adı olaya karıştığından aranmaya başlıyor. Kimliğini tespit etmek ise epeyi güç oluyor. Onunla kontak kuran bir ajan yardımıyla ufak bilgi parçacıkları almaya başlıyorlar. ICQ üzerinden yapılan görüşmelerde ajan Maksik'ten 70-80 bin dolar kadar kredi kartı bilgisi satın alıyor.

Böyle yüklü bir alışverişten sonra samimi olan ikili görüşmeye devam ediyorlar. Birlikte Malezya'ya tatile dahi gidiyorlar. Gereken bilgilere ulaşan gizli servis ajanı işi bitince Maksik'le olan irtibatını kesiyor ve raporunu patronlarına bildiriyor.

Maksik aranıyor fakat başarılı giden işleri ve paranın verdiği rehavet yüzünden ardı ardına hatalar yapmaya başlıyor. Gazetelerde her ne kadar kimliği bilinmediği yazılsa da bilinen kimliğinin yanında ICQ'su da gizli servis tarafından dinlemeye alınıyor. Arkadaşlarıyla konuşmalarını dinleyen gizli servis Türkiye'ye tatile gelen Maksik'i Türk güvenlik güçleriyle yaptıkları ortak operasyonla yakalıyorlar.

Burada ortak kelimesi bizim topraklarımızda ceyeran eden bir olayda sadece şahısların alınması şeklinde gelişiyor. Olayin tespit, konumlandırma, operasyon hazırlığı gibi aşamalarını tamamen Amerikan istihbarat servisi gerçekleştiriyor.

İşin ilginç yanı ise maksik yakalanmasına rağmen son ana kadar onu teslim almak için Ukrayna konsolosluğunun inanılmaz bir çaba göstermesi. Yakalanma sonrası Maksik'in 'Asus vx2 lamborghini' marka laptop'u emniyet güçlerinin eline geçiyor. Baştan aşağı PGP ile encrypt edilmiş bilgisayardan bir sonuç alınamayınca bilgisayarın disk image'i Amerika'ya gönderiliyor. 60 günün dolmasına yakın bir sürede ise PGPdisk yazılımındaki PGP Corporation tarafından konulan backdoor kullanılarak encrypted veriler çözülüyor ve Türkiye'ye gönderiliyor. Bilgisayardan çıkan kredi kartı bilgisi adedi ise yaklaşık 4-5 milyon kadar.

Şifreler sırayla: 'americansliketopay' ve 'imbeveryrich' olarak belirlenmiş çıkıyor...

Fakat olay burada bitmiyor. Amerikalılar bilgisayardan çıkan verinin tamamını Türk emniyetiyle paylaşmıyor. Türk emniyetine verilen kısım sadece Türk'lerle ilgili olan kısımlar. Bunun anlamı ise Maksik'in 2005 yılından itibaren Türk'lerle yapmış olduğu tüm yazışmalar, transferler, dekontlar vs. atılan maillerin ip adresleriyle beraber Türk emniyetinin eline geçiyor.

Bu kadar net ve bizim polisimizin rahatça anlayabileceği hiyerarşide bazı bilgilerin Maksik'te bulunması ise tesadüf değil. Her mailde header bilgisinde gönderenin IP adresi gözükür. Maksik'in kullandığı sistemde ise her mailin içerik kısmına IP adresi otomatik olarak mail server tarafından görünecek şekilde ekleniyor. Bu bilgilerin sonucu yapılan ilk operasyonda ise 'Long' takma adlı Antalya'da yaşayan biri gözaltına alınıyor. Bunun nedeni ise yakalanan Türk'ü bu çete içerisinde gösterip Maksik'i Türkiye'de yargılamak.

Bu şartlarda Amerika'da yargılanan maksik 10 yıldan az olmamak kaydıyla ceza alırken. Türkiye'de ise 2-6 yıl gibi bir cezayla yargılanıyor.

İşte Maksik'in yakalanmasının ardında dönen olaylar ve o dahil kimsenin bilmediği bir süreç.

24 Eylül 2007 Pazartesi

Anonymity


Nefret ettiğim fakat aynı zamanda da dikkat etmek zorunda olduğum bir şey var. 'ANONYMITY'...

Çünkü sanıyorumki MSN'im dinleniyor ve bu dinleme faaliyetinin gerçekleştirildiğine dair bazı 'insider'lar dan çok kesin duyumlar aldım. Microsoft ile anlaşma yapan emniyet güçleri dinleme faaliyetini rahatça gerçekleştirebiliyorlar. Bu dinleme sadece MSN konuşmalarının takip edilmesinden ibaret değil. Örneğin emniyet güçleri Skype ile de iletişime geçmişler.

Çağa ayak uyduran polislerimiz Skype'de henüz gerçekleşen voice trafiğini takip edemeselerde aranılan telefon numaralarının dökümünü USA'deki Skype yetkililerinden alabiliyorlar.

Sadece internet trafiği değil. Emniyet güçlerinin GSM ve normal telefon şebekesini de dinlediği bilinen bir şey. Bilinmeyen ise şu anda bu işle ilgili bir kargaşanın olduğu. Emniyet bas konuş teknolojisini dinleyemiyor. Bu iş için yurt dışından alınan cihazın kurulumunu yapamadıklarından dolayı 6 aydır bu servisten yapılan görüşmeler tespit edilemiyor.

Hal böyle olunca da internette anonymity herhangi bir kullanıcıdan daha çok dikkat edilmesi gereken konu oluveriyor. Bu sorunu çözmek için bir kaç alternatif mevcut. Hangisini tercih ettiğimi belirtmeden bunları sıralayacağım. Bir kaçı birden tercih edilebilir ya da tek biri seçilerek bu sorunun üstesinden gelinebilir.

1- SSL Socks üzerinden tamamıyla encrypted olarak yurt dışında bir sunucu üzerinden internet'e bağlanmak. TTNet tamamıyla bypass edilir.

2- Secway yazılımı kullanılarak tüm MSN yazışmaları encrypted olarak gerçekleştirilebilir. Key mantığına dayalı bu sistem private/public key encryption mantığıyla çalışıyor.

3- Tor servisi kullanılarak anonim sunucular üzerinden internet'e çıkılır. Bu yöntem her ne kadar güzel gibi görünse de. Hatta çocuk pornosu suçlularının bu sistemi kullandığı yönünde dedikodular çıkartılsa da bunun pek bir kesinliği yok. Çünkü yakın zamana kadar Tor projesini DARPA (Defense Advanced Research Projects Agency) adı verilen USA'nin 'teknolojik operasyon merkezi' olma görevi taşıyan bir kuruluş finanse ediyordu. Böyle bir kuruluşun finanse ettiği projeden anonymity beklemek en kibar haliyle 'saflık' olur.

4- Your-Freedom projesi. Bu proje esasen firewall kullanılan ve çok restricted internet erişimine sahip networklerde kısıtlı network kaynaklarını kullanabilmek için tasarlanmış. Özel client'ı ile avrupa üzerinden internet'e bağlanmayı sağlıyor.

Anonymity dışında World of warcraft gibi oyunlardaki yüksek olan ms. değerlerini düşürmek amacıyla da kullanılıyor. Hizmet aslında ücretsiz sayılır. 4 Euro gibi bir bedeli var. Bu bedeli ödemezseniz en fazla bir saat bağlı kalabiliyorsunuz. Bir saat sonunda bağlantı kesiliyor ve tekrar reconnect olmanız gerekiyor.

Bunun dışında bir kısıtlama yok.

5- OpenVPN servisi. İlk maddede belirttiğim hizmetin VPN versiyonu olarak karşımıza çıkıyor. Bunu sağlayan çeşit çeşit firmalar var. Tamamen şans'a dayalı bir hizmet türü. Sonuç olarak sunucu hakkında pek bilgi alamadığınızdan verilen hizmeti kullanıp anonim olduğunu ummaktan başka bir çareniz yok.

6- Dedicated server kurulumu. Geçenlerde elime geçen dökümanda rus bir hacker'ın bu tarz bir hizmeti underground bir çerçevede sunduğunu gördüm. Bazı kısımlara göz atalım.

- Hosting in HongKong & Malaysia * suitable for activism, pharmacy, finance, mortgage etc ... * comes with a full management panel * special hosting needs ? contact us too ! * we also offer standard hosting in the u.s if needed.

- Premium OpenVPN Service: * Excellent for business and home usage * High speed connection including 50 Gigabyte traffic * Easy setup and firewall/internal network friendly * Using Strong encryption protecting you in 2 ways * Full protection against Eavesdropping and other forms of Attacks. * Supports Skype and many other calling solutions * P2P Support * Support for Proxies, Socks and solutions like Tor * If you wish to use our other services then we design a personal package and a personal price for you!

- Secure Mail Only Service * Realtime encrypted drives * Your IP is NEVER visible! * SSL POP3/SMTP/IMAP * SSL Webmail * 100MB Storage * Various countries * NO logs kept * Specific wishes ? Contact us ! * You want to use your own domain ? Let us know as special request * Only 55 euro / year!

- We can go a long way in protecting/securing your IT needs. Please note the following big DONTS: * no childporn * no scamming/phishing * no advertising emails unless it was agreed. * All services can be payed by E-Gold/Pecunix/E-Bullion in euro.

Tüm bunların dışında diskinizin tamamını encrypt etmeli ve bu encryption işleminde PGP kullanmamaya dikkat etmelisiniz. Bir makalemde söz ettiğim gibi yıllar önce PGP geliştiricisi Zimmerman'ın NSA ile yaptığı uzlaşma sonucu PGP programı backdoor'lu olarak satılıyor. Bu geçtiğimiz günlerde yakalanan bir dijital dolandırıcının bilgisayarındaki PGP'li verilerin çözülmesiyle ortaya çıktı. Kulağıma gelen haberlere göre bu kişinin bütün gizli verileri PGP diskinde tutuluyor. Amerikadan gelen ekip özel bir donanımla bu bilgileri çözerek güvenlik güçlerine teslim ediyor. Emniyet konuyla ilgili tamamıyla PGP Corporation ile ortak bir çalışma yürütüyor.

Bu yüzden PGP kullanmamaya dikkat edilmeli. Securstar gibi alman menşeyli bir kaç alternatif daha var. Örneğin Securstar windows kurulu diskinizdeki windows için ayrılmış boş alana encrypted storage'ı sığdırarak gizliyor.

Encrypted bir bilgi saklandığını anlamıyorsunuz bile. Bu derinlemesine bir forensic analysis'de gözden kaçmayacak bir konu olsada üstünkörü incelemelerde farkedilemeyeceği kesin.

Şu sıralar bana mantıklı gelen Truecrypt. Truecrypt tamamıyla açık kodlu bir yapıya sahip ve herkesin katılımıyla gerçekleşen bir proje. Bu da backdoor olma şansını epeyi düşürüyor.

Başarısız Bir Saldırının Anatomisi

Bugün aşağıdaki gibi bir e-mail aldım.

















Adrese tıkladığımda ise image'leri gözükmeyen, başka bir adresten kaydedilerek oluşturulmuş bir site dikkatimi çekti.

Adres 'http://sostasarim.com/kurumsal' olmasına rağmen kaydedilen içerik araştırıldığında 'http://www.italexpress.com/art/kudish.html' adresinden alındığı belli oluyordu. Belliki bu alakasız siteye konulan içerik tamamen benim ilgimi çekmek için hazırlanmış ve email ile bana ulaştırılmıştı.























Sayfanın kaynak koduna göz attığımda hemen encode edilmiş bir javascript kodu dikkatimi çekti.












Bu javascript code execute yöntemi yıllardır bir çok online reklam firmasının kullandığı bir yöntem.

Bakalım decode edildiğinde neler çıkacak.


























Kod decode edildiğinde ise bir başka adresten 'http://kurdsyria.com/root.exe' bir dosya indirip çalıştırmak üzere hazırlandığı görülüyor. Muhtemelen bu adreste diğer sunucu gibi zombie olarak kullanılıyor.

Son yıllarda artan web tabanlı uygulamalar. Internet computing vizyonu çerçevesinde bilgisayarın internet demek olduğu gelecek için muhakkak. Bu durumda online olmak ve online iken güvenle internette dolaşmak birinci öncelik.

Bizim veri iletişimi sağlamamıza yarayan yollardan biri olan e-mail ise bu tehditlerin bize ulaşması için bir başka yol oluyor.

07 Eylül 2007 Cuma

2008 Honda S2000


Dün 2008 model S2000'i inceleme fırsatı buldum. Internetteki tahminlerin aksine 2008 modelde metal tavan kullanılmamış. Fanatik bir S2000 kullanıcısı olarak gözlemlediğim pek fazla değişiklik yok. Jantlar değişmiş. Daha mat bir görünüm ve M3 jantlarına benzer bir duruş katmış.

Direksiyon daha mat bir deriden ve yine MOMO'ya yaptırılmış.

Bunun dışında görünüme dair bir değişikilk yok. Bu ufak tefek kozmetik değişiklikler dışında en önemlisi cihaz 2006 ve sonraki modeller gibi VSA içeriyor olması. VSA viraj, savrulma, kontrolün kaybedildiği durumlarda araca müdahale eden bir sistem.

29 Ağustos 2007 Çarşamba

Qmatic: Kullanışlı ve Riskli


Qmatic bir çeşit elektronik sıralandırma sistemidir. Cihazdan alınan numara sırayla led panelde gözükerek sırası gelen kişiyi uyarır. Bu teknolojik kolaylık bugün bankalar başta olmak üzere devlet daireleri ve özel sektörde kullanılıyor.

Peki yaşamımızı kolaylaştıran bu teknoloji ne gibi risklere gebe? Qmatic sistemleri bankalar için çeşitli firmalar kuruyor. Bu firmaların bir çoğunun çalışanları güvenlik sorgusundan geçirilmiş değil. Bu personelin bankalarda bakımını ve kurulumunu yaptıkları qmatic cihazları ise aslında ciddi bir bilgiyi barındırıyor.

Kredi kartı ve kişisel bilgilerimizi....

Kartımızı cihaza okuttuğumuzda cihaz otomatik olarak kartın track bilgisini okuyarak sıra numarası gösteriyor. Bu track bilgisi kimi cihazlarda istatistiki amaçlarla kaydedilebiliyor.

Şu anda qmatic'ler ile ilgili herhangi hazırlanmış ve uygulanan bir güvenlik prosedürü gözükmüyor. Kötü niyetli bir personel ya da başka biri qmatic cihazlarıni yeniden programlayarak kredi kartı numaralarını kaydedecek şekilde yapılandırabilir. Bunun sonucunda ise binlerce kredi kartı bilgisi bugün adeta bir sektör haline gelen yasa dışı finans çevrelerinde nakite dönüştürülme riski taşıyor.

15 Ağustos 2007 Çarşamba

5000 MIT Ajanı


Geçtiğimiz günlerde bir haber çıktı medya da. 5000 Mit ajanının bilgilerinin CIA/Mossad ortak operasyonuyla ele geçirildiğine dair. Bilgilerin Ziraat Bankası sistemlerinden elde edildiği belirtilen konular arasında. Ama aslında herkesin atladığı ve önemli olan şey bu verilerin 2004 yılında bu sistemlerden alınmış olabileceği.

2004 yılının sonlarına doğru Ziraat Bankasında bir problem ortaya çıktı. Probleme ne çözüm ortağı olan Oracle ne de Microsoft bir çözüm bulabilmişti. Yapılan açıklamalar çelişkili ve garipti. Özetle sorunun performans problemi olduğu. Bankada çok katmanlı bir yapı olduğu en önemlisi "her firmanın kendi kısmıyla ilgilendiği, uzman görevlendirdiği" anlatılıyordu. Aynı dönemdeki Linux kullanıcıları listesindeki mesaj trafiğinden hatırladığım ise bu süreçte yurt dışından da çeşitli uzmanlardan yardım istendiği.

Bir diğer önemli konu da kişisel verilerin gizliliği. Bankalar devlet kuruluşlarına bağlı çalışanlara maaşlarını çeşitli firmalar üzerinden ödüyorlar. Örneğin MIT kurduğu MIT A.Ş. üzerinden personeline maaş ödemesi yapıyor. MIT A.Ş. çalışanlarına ait her türlü bilgiye orta ve üst düzey banka personelinin ulaşması mümkün. Aynı zamanda bu bilgilerin tümü pazarlama departmanı ile de paylaşılıyor. Pazarlama departmanı kredi kartı, kredi ve diğer bankacılık hizmetleriyle ilgili pazarlama faaliyetlerini bu tarz bilgiler ışığında gerçekleştiriyor. Son ve en korkunç olanı ise bir çok bankanın aslında kendi personelinin maaş ve kişisel bilgisini müşterilerinin bilgilerinden çok daha iyi sakladığı.

Hepsini toparlayıp resmin bütününe baktığımızda ise taşlar yerine oturuyor. 2004 yılında alınan bu verilerin kokusu bugün ortaya çıkıyor. 5000 ajanın saha ve masa başı görevi sona eriyor...

Kurtlar Vadisi / Hacker Tamer



Pana film yine yapacağını yaptı. Yıllar önce çektiği rambo kırması Deliyürek dizisinden sonra Kurtlar Vadisi dizisinde de "Hacker Tamer" karakterini kullandı. Kullanması bir yana beni kimi zaman sakallı bir tırt, kimi zaman uzun saçlı uyuz bir tip gibi gösterek komik bir hacker algısı yaratmaya çalışması.

Sanki her hacker gözlüklü, şişman, aşırı zayıf, sivilceli, kötü giyinen ve tipsiz olmak zorunda. Dizinin ilk bölümünde gelen yoğun telefon ve msn tacizi sonrası Hacker Tamer'i izleme şansım oldu.

Zeki İnsan Neden Acımasızdır?

1. Zeki insan diğer insanların ilgisini salak insana kıyasla daha çok çeker. O nedenle de etrafındaki insan kalabalığından sıkılabilir. Bu kalabalığı dağıtmak için de kötü olma yolunu seçebilir.

2. Zeki insanın başarılı olma potansiyeli daha yüksektir. Başarılı olmak için de acımasız olmak gerekir. Zeki insan da başarıya ulaşma şansının yüksek olduğunu görür ve başarı yolundaki yürüyüşünü hızlandırmak için acımasız olmayı seçer.

3. Zeki olmayan insan ise zaten ne yaparsa yapsın başarısız olacağını bildiği için "iyi kalpli, ilkeli ve haksızlığa uğramış" insan rolünü seçmeyi tercih edecektir büyük olasılıkla.

  © 1998-2009 Tamer Şahin - http://tamersahin.com

Yukarı